ANA SAYFA YAZILAR Çocuklarla yoga maceralarım (I)

YAZILAR

Çocuklarla yoga maceralarım (I)

çocuklarla-yoga

İlk küçüklere ders verdiğim dönem çok çarpıcıdır. Elli yaşında biri olarak yaşları 5-7 arasında değişen 20 kadar çocuğa haftada 5 gün, 4 saatten yoga dersi verecektim. Şimdi düşünüyorum da bayağı cesur bir girişimmiş.

Henüz başıma geleceklerden habersizdim...

İlk dersim 5 yaş grubuyla idi. Salon küçük, havasız, sadece bir vasistası var, o da açık havaya açılmıyor. Klimadan hiç söz etmiyorum bile. Aylardan haziran, havalar iyice ısınmaya başlamış durumda. Kalbim heyecandan küt küt atıyor. Cıvıldaşan kuş sürüsü gibi bir gürültü sınıfa doğru yaklaşmakta.

Ve işte sevgili grubum karşımda. Ne de sevimliler! O boş, sadece yerlere matların serili olduğu salona coşkuyla giriyorlar. Onları tekrar dışarı yönlendirip ayakkabılarını çıkartarak salona girmelerini sağlamak epey zaman alıyor. Neyse bu iş bitiyor. Çocukları bana teslim eden yardımcı abla gidiyor ve 80 dakika boyu baş başayız. Her biri başka bir havada... Koşturan, arkadaşını ittiren, bağıran, beni çekiştirerek saçlarını toplamamı isteyen, tuvalete gitmek isteyen, ağlayan... Bir oda dolusu küçük çocuk. Sesimi kendim bile duyamıyorum. Tek yapabildiğim birbirlerine zarar vermelerini olabildiğince engellemek. Başı kesilmiş tavuklar gibi arkalarından koşarken "Öyle yapma, arkadaşına vurma, yerlerinize oturun" diyorum sürekli. Söylemeyi unuttum, bu salonda bir de duvardan duvara kocaman bir ayna mevcut. O ayna benim kabusum. Gerilip gerilip koşarak ona büyük bir hız ve hazla çarpıyorlar. Bir süre sonra peşlerinden oradan buraya savrulmaktan bitap kalakalıyorum. Sadece kaybolduğumu hissediyorum; çaresizlik içimde büyüyor. Sanki küçük çocuk olan benim ve vahşi bir ormanda dilimi anlamayan pigmeler tarafından esir alınmışım. Başıma geleceklerden korkuyorum. Acaba beni sıcak su dolu bir kazanda mı pişirecekler? Yoksa çiğ çiğ mi yiyecekler? Derken bir minik el kapıya vurur gibi koluma vuruyor. Şaşkın bakışlarımı ona çeviriyorum. "Bişey sorucam" diyor. Ah sonunda benimle ilgilenen, varlığımı fark eden biri çıktı. "Sor" diyorum, biraz da merakla. Melek gibi bir kız çocuğu adeta şakıyarak "Öğretmen nerede?" demez mi! Şaka mı bu? Soru karşısında ne cevap vereceğimi bilemedim. Kaybolduğumu nasıl da şıp diye anlamıştı. İçimden "hadi hayırlısı ilk dersini aldın işte" dedim.

Öğretmenliğin aslında farklı bir öğrencilik olduğu söylenir. Çok güçlü bir şekilde deneyimlemiş oldum.

Sonrasını merak edenler için...

O ders kazasız belasız sona erdi. Diğer dersler için bir öğretmenden yardım aldım. Ben yoga dersi verirken o da tuvalet, su trafiğini ve asayişi sağlıyordu. Zaten bir süre sonra hepimiz alıştık. Onlar yoga dersinde nasıl davranılması gerektiğini öğrendi; ben de öğretmenliğin önce kendine güvenmek olduğunu anladım. Çocuklarla her an uyanık, esnek ve yaratıcı olmak gerektiğini de öğrendim. Yıllardır yetişkinlerle çalıştığımdan hep övgülere ya da en azından yorum almamaya alışkındım. Oysa bir çocuk çok rahatlıkla memnuniyetsizliğini ifade edebiliyor. Onlar sayesinde eleştirilerden alınmamayı, yine de dikkate alarak kendimi yenilemeyi düstur edindim. Böylece hem egom törpüleniyor, hem de hep canlı, taze kalabilmenin yolunu buldum.