ANA SAYFA YAZILAR Haydi Çocuklar Okula

YAZILAR

Haydi Çocuklar Okula

Yeni bir okul yılı daha başlıyor. Bir dolu değişiklik, belirsizlik ve yeni sınavlarla birlikte. 

Çocuklara, ebeveynlere ve eğitim sektöründeki herkese kolay gelsin.

Aslına bakacak olursanız hayat da bir okul. Her an dersler, sınavlar var. Okul sistemi aynen hayatta da devam ediyor. Çocuklar öğrendikleri bilgilerin tümünü hayatta kullanmasalar da bir şekilde sistemin kendisi dolayısı ile yaşama hazırlanmış oluyorlar. Sınavlar bu nedenle gerekli fakat sınavlara bakış açımız travmatik. Okul bittikten çok sonraları bile rüyalarında sınav kabusları gören yetişkinler biliyorum.

Sınavların eleme yöntemi olarak kullanılıyor olması bu korkuyu yaratıyor. Oysa sınavlar gelişmeyi destekleyen, çalışma şevkini artıran unsurlar olarak görülürlerse asıl işlevlerini gerçekleştirmiş olurlar. Sınav, öğretmenlerin elinde bir sindirme, ceza ve tehdit unsuru haline gelebiliyor. Sınıfın asayişini sağlayamadıklarında sözlü ya da yazılıya başvuran bir çok öğretmenle karşılaşmışlığım vardır eğitim sürecimde. Bu bakış açısının hala değişmediğini de gözlemlemekteyim çevremde. 

Sınavlar eksik taraflarımızı görmemizi sağlayan ve o konularda gayret edebilmemiz için motive eden bir araçtır; bir ayırma ya da cezalandırma yöntemi değildir. Bu yaklaşımla bakıldığında ister hayatta ister okulda, her zorluk engel olmaktan çıkar, fırsat olur. 

Burada sınıf öğretmenlerine çok iş düşüyor bence. Kendilerinden başlayarak çocuk ve gençlerin sınavlara bakış açıları değiştirilmelidir. Özgüvenlerinin sarsılmaması, kendilerine verdikleri değerin sınavlar, notlar yoluyla ölçülüp düşürülmemesi hayati önem taşımakta. Kendine güvenini kaybeden bir çocuk alim olsa da ondan hayat adına ne beklenebilir ki? Yaşam boyunca bu güvensizlikle başa çıkabilmek için uğraşıp duracaktır. Sonuç: öfkeli, endişeli, korkularının esiri, şiddete meyilli, depresif, hiç olmadı stresli yetişkinler ordusu. En yüzü gülmez toplumlardan biri olmamıza şaşmamalı. Mutsuzluğumuzun tohumları cıvıl cıvıl olduğumuz çocukluk döneminde işte böylesi yanlış ve dar bakış açılı sistemler ile atılıyor. 

Sistemler bireyler tarafından geliştirilip iyileştirilebilir. Sahada olandır sistemi işlevsel kılan. Bu nedenle okullar ve öğretmenler çok donanımlı olmalılar. Teorik bilginin yanısıra pratik uygulamalara müfredatın elverdiği en üst seviyede yer verilmeli. 

Örneğin izcilik (veya yavrukurtluk) neden kaldırılmış acaba diye geçenlerde sordu bir dostum, hakikaten benim de aklımı kurcaladı. Çocukların doğada yaşıtlarıyla bir arada kamp yapmasının onlara katacaklarını bir düşünsenize: yardımlaşma, ateş yakma, değişik bitkiler, böcekler, temiz havada yürüyüş, oyunlar, birlikte yemek yapıp yemek… 

Yoganın yararlarını deneyimlemekte olan biri olarak yoganın tüm okullara yayılmasını isterim. Yoganın fiziksel ve psikolojik sayısız yararlarının yanında beyin nöronlarını olumlu etkilemesi konusunda da araştırmalar mevcut. Çünkü yoga bize öğretir ki: "Zor diye bir şey yok, sadece deneyim var. Sakin ol, nefeslerini farket ve yaptığın işe devam et. Başarısız olmaktan, hata yapmaktan korkma. Sabırlı ol, bu da geçecek, yeni bir hareket gelecek" Tüm bunları bir yoga dersi esnasında denge duruşlarını denerken veya tepe duruşunda dünyaya tersinden bakarken yada binlerce duruştan birini yaparken kavrarız. Sözel değil deneyimsel olarak. Beynimiz, yoga minderinde öğrendiği bu "zorluklar karşısında sakin ve dengede kalabilme" yetisini hayatta da gerektiğinde kendiliğinden uygulayacaktır; nöronların marifeti sayesinde.

Tüm sportif, sanatsal ve sosyal etkinliklerin çocukların öğrenme ve hatırlama yeteneklerini sadece teorik bilgiye dayalı derslerden daha hızlı ve verimli etkileyeceklerinden emin olabilirsiniz. Çocuklar ve gençler az laf bol uygulama ile eğitilseler başarı oranları şimdikinin kaç katı olur acaba? 

Öğretmenler çocuk ve gençlere rehber olduklarının bilincine vararak kendi kişisel gelişimlerine önem vermeliler. Özellikle özel okullar öğretmenlerini bu konuda desteklemeliler. Benim gözlemime göre çocuklar öğretmenlerinden hem teknolojik hem de sezgisel duyarlılık açısından daha öndeler. Her neslin bir öncekini geçmesi doğal ve istenen bir şey. Tekamül böyle oluyor. O zaman eğitimci her konuda eğitimini sürdürmeli ki çocuklarla arasındaki fark en aza insin ya da kalmasın. 

Ve aslında okullarda edinilen bilgiler kafa karıştırıp çocukları kendilerinden almak yerine içlerindeki bilgeliğe ulaşmanın yolları olmalı. 

Dilerim yakın bir gelecekte daha kültürlüden ziyade daha mutlu, huzurlu çocuklar yetiştiren bir sisteme kavuşuruz. Çünkü her çocuğun içinde bir yetişkin var. Dünyayı daha iyi bir yer yapacaksak önce eğitimi ele almalıyız.

Çok şey mi istiyorum?