ANA SAYFA YAZILAR İnsanlık Halleri

YAZILAR

İnsanlık Halleri

Bir süredir ne yazayım diye düşünüyorum. Yazmak istediğim konuların başkaları tarafından (köşe yazarları, diğer blogger'lar...) tam da bu hafta yazıldığını görünce vazgeçiyorum aklımdakilerden.  Çok komik bu hallerim. Bu güne kadar bir çok kişi, bir çok üstat hayata dair hemen her şeyi söylemiş. Fakat hepimiz hala kendimizi ifade ediyor, olaylar hakkında ne kadar birbirine benzer de olsa fikirlerimizi beyan ediyoruz. Ben de sanki her seferinde yeni bir söylemde bulunmalıymışım gibi kendimi paralıyorum.
İşte ego hazretlerinin marifetleri böyle... Onu seyre daldığımda gülmemek elde değil. Egonun penceresinden dünyaya baktığımda bazen kendimi bir toz zerresi kadar önemsiz ve gereksiz, bazen de çok önemli sanıyorum.

Meditasyonun bendeki harika etkilerinden biri artık kendimdeki değişik halleri tanımaya başlamış olmam. Örneğin ne kadar çok şey için orantısız çaba gösterdiğimi farkettim. Hemen her durum için kafamda bir şablon var sanki ve o şablona uygun davranmak durumundayım. Bu şablon bana öğretilenler, benim deneyimlerimden edindiğim fikirler, inançlarım...O şablona uymadığım takdirde kendime eziyetlerin en büyüğünü yapıyorum yani kendimi acımasızca eleştiriyor ve suçluyorum. Bu mekanizmanın adı KONTROL. Her şey istediğim gibiyse hayat bana güzel, değilse her yer karanlık, her şey olumsuz. Meditasyon sayesinde ne kadar kontrol (kibarcasını söyleyeyim) meraklısı olduğumu farkettim. Beynimde bir nazi subay grubu ile yaşıyormuşum da haberim yokmuş.

Teoride her şeyleri sular seller gibi biliyorum. "Hiç bir olayı ve hiç kimseyi kontrol edemezsin." 
Gel de bunu yüreğinden gelerek uygula bakayım. O kadar kolay değil çünkü alışkanlıkların var, çevren var, "şöyle derler, böyle yargılarlar" diyen egon dolayısıyla korkuların var. Bulunduğun pozisyonu koruma kaygıların var... var da var. 
Hissettiğin gibi yaşa deniliyor fakat işte bazen hissettiklerin, egon ve çevren tarafından yaratılmış o şablona uymuyor. Başlıyorsun o zaman çelişkiler içinde debelenmeye. Hatta öyle oluyor ki hissettiklerinle gereklilikler birbirine karışıyor ayırt edemez oluyorsun. Bu kadar çabaya, baskıya elbet bir gün bir fatura ödenir, ödeniyor. O zaman başlıyorsun "ama ben ne yaptım ki bu başıma geldi, ben çok iyi bir insanım bunu haketmiyorum, neden ben?" diyerek kendine acımaya veya öfkeyle dolmaya. 
Bu anlattıklarım eminim bir çoğunuza tanıdık geliyor. Ben bu yollardan geçtim, hala daha geçmekteyim. Bunlar insanlık halleri bence. 
Dünyaya kullanma kılavuzu elimizde gelmiyoruz, içimizde geliyoruz. Fakat dış dünya öyle cazip öyle çekici ki onunla ilgilenmekten içimize bakmaya fırsatımız olmuyor. 
Nerede yanlış yapıyoruz diye sorguladığımda anlıyorum ki dünya oyunu böyle. Tıpkı gözündeki gözlüğü unutup kaybettiğini sanarak çevrende aramaya başlaman gibi. Eninde sonunda o gözlüğü buluyorsun, bu arada bulana dek bir çok macera da yaşamış oluyorsun. Zaten o maceralar seni kendine bakmaya yönlendiriyor bir aşamada. 
Bence en büyük eksikliğimiz bu dünyadan geçip gitmekte olan varlıklar olduğumuzun farkında olmamak, ölüme rağmen. Her şeye o kadar hırsla sahip olmaya kalkışıyoruz ki sanki bir gün bırakıp gitmeyecekmişiz gibi. Bu tutum bizim her türlü davranışımıza, düşüncemize yansıyor. İşte bu, egonun bakış açısı yani madde, dünyevi tarafımızın; oysa bir de elle tutup gözle göremesek de ruhsal, dünyadan olmayan tarafımız var. Onun bakış açısını hiç hesaba katmadığımız için tek kanatlı kuşlar gibiyiz. Havalanamıyor, dünyaya daha geniş bir perspektiften bakamıyoruz. Bu nedenle de hep madde tarafından cezbediliyor, ağırlaşıyoruz.
Osho bir kitabının son sözünde şöyle bir uyarıda bulunuyor tam da bu konuyla ilgili : "Olayların içinde yaşamayın, farkındalığın içinde yaşayın"
Evet uygulanası bir uyarı değil mi? 
Sizin de egonuzu farkettiğiniz durumlarınız, onunla başa çıkma yöntemleriniz vardır mutlaka. Ben yoga ve meditasyondan yararlanıyorum. Yöntemlerinizi benimle bir kaç cümle içinde paylaşırsanız sevinirim. 

Sevgiyle...