ANA SAYFA YAZILAR Boşlukları Doldur(un)mayın!

YAZILAR

Boşlukları Doldur(un)mayın!

"Boşlukları doldurun!" Ne çok testte bu emir cümlesi ile karşılaşmışızdır değil mi? Boşluğa tahammülsüzlüğümün temelinde annemin "yeter tembellik yaptığın" uyarıları kadar bu cümle de vardır belki.

Şimdi ise tam tersi bir ruh halindeyim. Toplumca çok hızlı yaşadığımızdan mıdır ya da son bir ay içinde olanlardan mıdır nedendir? (Duran Adamlar' dan aldığım ilham da söz konusu. Bknz. bir önceki yazım.) Hiç bir şey yapasım yok. Kendime boş zaman istiyorum ve o boş zamanda da hiç bir şey yapmadan hatta düşünmeden kalmak.

Meditasyondan söz etmiyorum çünkü o da benim için şimdilik bir şey "yapmak".

Hiç çabasız, her hangi bir ortama, hazırlığa, sessizliğe ihtiyaç duymadan meditasyon yapar hale geldiğimde belki o "yapmak" durumundan çıkabileceğim. Henüz bu duruma, meditasyonun içindeki bir kaç boş anın dışında ulaşmış değilim. (o boş anları her meditasyonda yakalayamadığımı da ekleyeyim.)

Benim sözünü ettiğim, bir günün belli bir bölümünü düşüncelere dalmadan, müzik dinlemeden, kitap okumadan, hele ki sosyal medyaya hiç bulaşmadan, tv izlemeden, birileriyle sohbet etmeden geçirmek.

Hayal etmek bile zor geliyor kiminize değil mi? Belki de "bitkisel hayattan" söz ettiğimi sanıyorsunuz.

İnsan belli bir koşturmacanın içine girince bir süre sonra dinginliğini kaybediyor. Dinginlikten uzaklaştıkça da tehlike artıyor çünkü akıl başka yerde iken bedeni nasıl kullandığının farkına varamıyorsun. En azından bana öyle oldu. Yetişmem gereken yere önce zihnimle ulaşmaya çalıştığımdan bedenim uyum sağlayamadı ve ne yapsın, yere çakıldı, yazık:))) Gülme işaretine aldanmayın, onu (bir kez daha) hor kullandığım için çok üzüldüm. Bir taraflarımı kırsaydım şimdi ortada ne iş kalırdı, ne de yaz. Ruhumdaki ve bedenimdeki berelenmeleri saymazsak ucuz atlattım diyebilirim. Ruhumdaki diyorum çünkü hala geçmişte yaşadıklarımdan ders almamışım da ondan. Bir anlamda da hayırlı oldu aslında. Anlatayım:

Yaşarken algımız her zaman hayatın dolu tarafında oluyor. Hareketleri, yapılanları görüyoruz. Halbuki hareket kadar hareketsizlik, doluluk kadar boşluk da var. Hatta atomların %99,99...unun boşluktan meydana geldiğini söyler fizik. Boşluğu algılamadan yaşıyor olmak hayatın büyük bir kısmını görmemek, farketmemek anlamına geliyor bu hesapça. Bir söz var tam da buna işaret eden, bizlerin bambu kamışlarının içinden bakarak gökyüzünü görmeye çalıştığımızı söylüyor.

Boşluk adeta bir çerçeve gibi her şeyi sarıp sarmalayarak düşünceleri, nesneleri daha da ön plana çıkarır. Böylece farkındalığımızı yükseltir, karmaşayı engeller, zihinlerimizi derleyip toparlama işlevi görür. İyi bir çiftçi gelecek yıl daha iyi mahsul almak istiyorsa tarlasını nadasa bırakır örneğin.(Şimdilerde ne yazık ki bu uygulama büyük oranda terkedilmiş, bu nedenle alınan mahsuller besleyici olmaktan çok uzak)

Boşluğun değerini çok az insan bilir. Bir şeyler yapmak o kadar önemlidir ki karşılaşır karşılaşmaz sorarız birbirimize: "Ne iş yapıyorsun? Ne işle meşgulsun?"

Mistikler boşluğun önemini kavradıkları için dikkatimizi hep bu konuya çekmişlerdir.

Yogadaki hareketler aslında dingin, boş bir zihine ulaşmak için yapılmaktadır.

Ben de hiç bir şey yapmadan kalmayı denedim, düşüşümden 2 gün sonra. Pazar günü olması ve havanın da biraz kapalı olması bana yardım etti.Tüm günü evde, ara ara yakaladığım boşlukların tadını çıkararak, kendimi "günü kaçırıyorum" diye suçlamadan hatta okumadan, tv seyretmeden ve de konuşmadan geçirdim. Başlangıçta hiç kolay değildi; sudan çıkmış balık gibi oldum. İtiraf ediyorum arada uyudum, kendi kendime müziksiz dans ettim, yemek ısıttım, yedim. Yine de bazı anlar oldu durulduğum. Zihnim çok kısa da olsa susma aralıkları verdi. Sadece hislerimi gözlemleyerek kaldığım, hiç bir yoruma ihtiyacımın olmadığı sürelerdi bunlar. En güzeli de kendiliğinden gerçekleşmiş olmaları; kendime kurallar koymadım bunları yapmak için ve bir şeyleri zorlamadım. Ertesi gün farkettim ne kadar dinlendiğimi ve de tazelendiğimi. Uzun yıllardır sürdürdüğüm meditasyon alışkanlığıma rağmen bu kadar derin etkiler yaşamamıştım. Bundan sonrası için kendimle başbaşa olabileceğim çabasız, zorlamasız günlere niyet ettim.

Boş kalmak kimi insana ürkütücü gelebiliyor. Meditasyon yapmaya ilk başladığım zamanlarda zihnim bana en olmadık, olumsuz düşünceleri getirir veya korkunç imajlar gösterirdi. Hatta panik atak tarzı şeyler yaşadığımı bilirim.

Egonun en temel korkusu yok olmak, hiçlik ve ölüm. Beden hareket etmeyince üstelik zihni de durdurmaya kalkışınca ego bunu ölüm olarak algılıyor ve direniyor. Bizi bu durumdan bir an önce çıkarmak için en zayıf yerimizden vurmaya çalışıyor. Aslında tüm yaptığı sınırlı olanı yani bedeni yok olmaktan korumak.

Bu nedenle meditasyona hep çok kısa sürelerle başlanır. Alıştıra alıştıra ilerlenirse ego durumu kanıksar, tehlike olmadığını görür ve direnç göstermekten vazgeçer. Kısa da olsa sık uygulama yapmak, uzun inziva programlarından çok daha sağlıklıdır zihin için.

Dünyadaki varlığımızı sürdürebilmemiz egoyla mümkündür. Bu varlık harekete programlıdır. Hareket etmeden ilerlememiz (tekamül) söz konusu olamaz. Ruh, tekamülünü, bedeni kullanarak ulaşabildiği deneyimlerden elde ettiği derslerle gerçekleştirebilir.

Ruh ve bedenin yani madde ve mananın birlikteliğinden olan biz insanlar dünyanın zorlu şartlarında ilerleme gücümüzü sessizlikten, dinginlikten kısaca boşluktan alırız. Hayatlarında boşluğu ihmal edenler "tükenmişlik sendromu", "depresyon" hatta "alzheimer" gibi vahim hastalıklar, bağışıklık sistemi zayıflığı ve kazalar yaşamaya açıktırlar. (Bunu ben değil ruhsal bilgilerin yanı sıra artık bir çok 21.yy tıbbını oluşturan bilim adamları söylüyor)

Hayat testinde başarılı olmak için bazen de boşlukları doldurmamalı. Kendimize boş zamanlar, boş alanlar yaratmaya özen göstermeliyiz. Hoş ve boş kalın:)))