YAZILAR

Hele Bi Dur!

Günümüzün tüketme hızı her konuda çok üst seviyede. Her şeyi hızlı yaşıyoruz, sonra da "zaman çok hızlı geçiyor, hiç bir şeye yetişemiyorum" diye yakınıyoruz. Öncelikle kendimizi tükettiğimizi farketmeliyiz. Karamsar ve hırs dolu düşüncelerle, ezbere yaşantılarımızla, oradan oraya koşturmamızla aslında hep cepten yiyoruz. Hiç bir konuda sebat göstermeyip hemen karar alıyoruz. "Yok bu bana iyi gelmedi, hayır bunu sevmedim" gibi. Oysa doğayla iç içe yaşayanlar her şeyin bir zamanının olduğunu bilirler. Tarlayı sürme zamanı, tohumu ekme, hasat alma, nadasa bırakma zamanları...

Hayatın kendine has bir ritmi vardır ve herhangi bir müdahale kabul etmez. Ne zaman ki bizler müdahale etmeye kalkışır ve o ritmin dışına çıkmaya zorlarız doğanın dengesi de altüst olur. Bedelini doğal afetler veya yeni türeyen hastalıklar ile ağır bir şekilde öderiz. Örneğin günümüzde hiperaktif çocukların fazlalığı bizim bu yaşam tarzımızdan dolayı diye düşünüyorum. Etkinlikten etkinliğe, kurslardan kurslara sürüklenen çocukların odaklanma güçlerinin olmasını nasıl bekleyebiliriz ki?

Hızlı yaşarken hiçbir şeyin değerini, özünü algılayamıyoruz.

Kaliteden çok nicelik önem kazanıyor. Bu durum hayatın her alanında görülüyor. Daha çok para, mal, mülk, eğitim... Bir yetmez üç üniversite bitirmeli, iki dil değil beş dil öğrenmeli. Kısa yoldan nasıl daha yukarılara gelebilirim? En çabuk nasıl zayıflarım? Hızlı yemek, hızlı okuma vs. vs.

Tıpkı biteviye tekerleğinin içinde koşturup dönen bir laboratuvar faresi gibi davranmaktayız. Yetişecek bir yer yok oysaki. Bu nedenle "Duran Adam" eylemleri çok hoşuma gitti. Bu eylemler durup bir kendimize bakmamıza olanak tanıdı. Neredeyiz? Ne yapıyoruz? Ne hissediyoruz? Bu sayede dikkatimizi kendimizi dinlemeye verebiliriz belki de. Kendini dinlemeyen, başkasını hiç dinlemiyor çünkü.

Maya takviminin 2012 sonu için öngördüğü değişim bir kaç ay geç olsa da Türkiye'de gerçekleşti. Eminim bundan sonra hızlı yaşam tarzımızda epey bir değişim olacaktır. Mizah ve sanatın daha da ön plana çıkacaklarını bu olaylardan sonra söyleyebilirim. Yaratıcılık ve yaratıcılığı tetikleyen her türlü uğraş bir kaç üniversite bitirmekten çok daha kıymetli olacak. Para ve maddiyat artık Gezi öncesi kadar ön sıralarda yer almayacak. Hep birlikte müthiş bir değişime tanık oluyoruz. Sadece yönetim ve yöneticilerin değil, tek tek her bireyin bütünün içinde güçlü olabileceğini ve bir şeyleri değiştirebileceklerini bu olaylar sayesinde görmüş olduk. Bu günler daha büyük değişimlere gebe ve her değişim gibi, kolay olmasa da çok güzel...