ANA SAYFA YAZILAR Yaşananların Öğretmenliğinden Çıkarımlarım

YAZILAR

Yaşananların Öğretmenliğinden Çıkarımlarım

Hayatta her an herşey değişebilir; zorluklar yaşayabilir, haksız davranışlara maruz kalabiliriz. Kişisel olarak veya toplum bazında böylesi durumlar yaşanmıştır, yaşanıyor, ileride de yaşanacaktır. 

Genellikle kaos dönemlerini toptan "kötü" diye niteleyerek bir çok güzel ayrıntıyı gözden kaçırmaya eğilimliyizdir. Duygularımızın bizi sürüklemesiyle karanlığın içindeki aydınlık tohumlarını göremeyiz bir türlü.

Algımız, duygularımızın da yardımıyla, sadece o kötü, haksız, karanlık olanı bize servis eder durur. 

Kişisel tarihinize bir bakın bakalım en çok hangi dönemlerde geliştiniz? Hangi dönemlerden sonra güçlenip yeni kararlarla, şevkle hayata atıldınız? Zorlu dönemlerden sonra değil midir hep?

Aynı ilerlemeyi toplumların tarihlerinde de görürsünüz. Her savaş, acıların üstesinden gelenlere yepyeni ufuklar açmıştır. İnsan haklarında ve teknolojide gelişme 2. Dünya savaşından sonrasına denk gelir, örneğin.

Ders almak esastır ilerlemek için. Yoksa tarih tekerrürden ibaret olur. Bu döngüyü kırmak için gözlemci olmalıdır. Böylece olup bitenleri sağduyu ile irdeleyerek payımıza düşen derslerin farkına varabiliriz. 

Sakinlik, dinginlik şimdilerde en büyük erdem olmalı diye düşünüyorum. Zaten alt üst olmuş duygularımızı olumsuz düşünce ve eylemlerle daha çok kabartmaktan kaçınmalı; kalplerimizi temiz tutmalıyız. Nefret, kin, öfke tohumları yaymak daha fazla umutsuzluk, güvensizlik, ayırım... sonucunda da mutsuzluk getirecektir. 

Gittiğim kişisel gelişim seminerlerinde hep duyduğum şu soruyu hatırlamakta fayda var.

"Haklı olmayı mı, mutlu olmayı mı seçiyorsun?" 

Yaşadığımız olaylardan gözlemlediklerim:

  • Artık farklı bir devirde yaşıyoruz. Teknoloji müthiş bir iletişim aracı. Sosyal iletişim ağı, yazılı ve sözlü basını fersah fersah geride bırakmış durumda. Ben, gençlerin teknoloji nedeniyle asosyal olduklarını sanırken (apolitik ile karıştırmayın lütfen:)) tam tersi son derece sosyal olduklarını farkettim.
  • Kaliteli mizahın bir kez daha önünde eğiliyorum. Keşke herkes hayatı ve kendini daha az ciddiye alabilse.
  • İnatçılığın kararlılık olmadığını fakat birbirleriyle kolaylıkla karıştırılabildiğini gördüm.
  • Halk olarak özellikle büyük şehirlerde ne kadar yardımlaşmaya, birbirimize yakınlaşmaya özlem duyduğumuzu farkettim. ( Elim sargılı olarak metroya bindiğimde gördüğüm ilgi beni şaşırttı. Benzeri bir durumu büyük deprem sonrası yaşadığımızı hatırladım. Gönül isterki güzel günlerimizde de bu kadar sevecen olalım.)
  • İnsanların çok çabuk dolduruşa gelebileceğini; duygusal olunca beyin yıkamanın aslında çok da zor olmadığını öğrendim. Taraf olmanın basit, tarafsızlığın en zor şey olduğunu gördüm.

Benim en özendiğim, olaylardan etki almayan, hiç bir şekilde sarsılmayan insanlar. Onlara çok yanlış olarak duygusuz, vurdumduymaz deriz. Halbuki onlar olan biten herşeyi çok daha geniş bir perspektiften görmektedirler. Korku ve duygularının esiri olmaktan uzak, içsel olarak güçlü, sakin, özgüvenli kişilerdir. Cesurdurlar, herkesin davranışlarının tersine tutum alabilirler. Hayatta herşeyin geçici olduğunu bilirler. Ünvanların, maddiyatın ve bunların getirdiği dışsal gücün bir gün biteceğinin bilincinde yaşarlar. Onlara göre iyi de, kötü de geçer gider. Deneyimlerden edindiğimiz izlenimlerdir bizlere kalan. Bu bilinç onları alçakgönüllü kılar. Alçakgönüllü olanlar esnektirler; evrenin kanunlarıyla uyum ve ahenk içinde yaşarlar. Bu nedenle en korkunç fırtınaların içinden bile incinmeden ve incitmeden çıkarlar.

İşte hep vizyonumda böyle olmayı tutuyorum. Bunun birinci şartı olarak da zihnimi endişe, öfke ve kin tortularından uzaklaştırıp temiz kalmaya özen gösteriyorum. Kalbime sevgi, neşe ve mutluluktan başkasının girmesine imkan yaratmıyorum. Çünkü amacım bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. (kulakların çınlasın İrem Orhon)